Aşk tabiatımdır benim.


Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda.


Seni sevdiğimi anlayacaksın sevmediğim zaman.


Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız.


Sırf birisi iyi geceler demediği için iyi geçmeyen geceler vardır.


Tüm çiçekleri kopartabilirler ama yine de baharın gelmesini asla engelleyemezler.


Hayat sana hep ekşi limonlar sunuyorsa sen de tekila ve tuz iste.


Biten bir aşkın hemen ardından bir başkasıyla başlayan şeyin adı ilişki değil çelişkidir.


Seviyorum suskunluğunu sanki sen yokmuşçasına burada uzakta ve hüzün dolu sanki ölmüşsün gibi.


Asla aşk acısı çeken birine aşık olmayın. O kişi yaralıdır ve yara bandı olarak sizi kullanır.


Hiçbir zaman anlayamazsın giden sevse gitmeyi ister miydi peki ya kalan sevse gitmesine izin verir miydi?


Hayatta hiç bir zaman bir başkasına tüm benliğinle güvenme çünkü hiç kimse sana tüm benliğiyle görünmez.


Kalbi kırdıktan sonra gelen özür doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir. İhtiyaç kalmaz.


Aslında kadın erkeğin beğenen bakışlarından çok hemcinsinin kıskançlık dolu bakışlarını görünce güzel olduğundan emin olur.


Korkar olduk artık ‘seviyorum’ demeye. Kimi sahiden değiyor sevmeye kimi ise pişman ediyor insanı sevdiğine.


Eskiden hayallerimiz vardı gerçekleştirmeyi umduğumuz. Şimdi bırakın gerçekleştirmeyi umabilmek en büyük hayalimiz oldu.


Senin için yapraklarını kopardığım papatyalardan özür diledim dün gece. Haklısınız dedim ne sevdiği belli ne sevmediği.


Yalnızlığa yenilmemek için sık sık hayaller kurulur ama aslında neyin hayalini kurarsan kur yalnızlık her hayalin sonudur.


İnsanlarla yüz yüze konuşarak her sorunu halledebilirsin ama bazı insanlar gelir önüne hangi yüzüne konuşacağını bilemezsin.


Hiç sevmediği halde neden hep değerli olur bırakıp giden ve neden hiç düşünmeden teslim olur kalbin o seni hiç sevmemişken.


Sevmek doğamda var benim.


Şiir, ihtiyacı olanındır!


Ah, bu ne çığlık ıssızlıkta!


Bilmek acı çekmektir. Ve bildik.


Ne uzundur unutuş, ah ne kısadır sevda.


Erimiş maden akıyor her evden çiçek yerine.


Aşk ne kadar kısa ve unutmak ne kadar uzun.


Seni bazı karanlık şeyleri sever gibi seviyorum.


Yolun karanlığı olmaz, iyi bir arkadaşla yürüyene.


Gün olur giderim yürüyerek, binlerce kuşla beraber.


Bazen dudakların bitiremediği sözleri, gözler tamamlar.


Bütün çiçekleri kesebilirsin; ama baharı durduramazsın.


Ekmeği al benden istersen, havayı al, ama alma benden gülüşünü.


Sanatçı, her yandan gelen duyguları algılayan bir anten gibidir.


En heybetli düşünceler bile çok sık duyulduğunda gülünç olurlar.


Tek başıma yorulmak istemiyorum, sen de benimle yorul istiyorum.


Her bir adım fosfordan bir akıntıydı. Yıldızla yazdık biz dünyayı.


Bir gün bir yerde tekrar karşılaşırsak eğer, benimle yeniden tanış.


Sen ve ben yazgılıydık sevdalanmaya. Nice erkek nice kadın arasında.


İnsan ulaşamadığı her şeyin “delisi”, ulaştığı her şeyin “nankörü”dür.


İnsanlar seninle konuşmayı bıraktığında, arkandan konuşmaya başlarlar.


Adını duyunca değil, yanında başka bir ad duyunca yanar aslında canınız.


Gerçek şu ki; hayalimizdeki insanın, hayalindeki insan değiliz. O kadar!


Uçan ne varsa içimde, apaçık görünüyor şu kanatların gezgin eşitliğinde.


Ne yapalım yani bu dünyanın gerçekleri varsa, bizim de hayallerimiz var.


Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına.


Bu gece yazabilirim en hüzünlü dizeleri. Sevmiştim onu ve ara sıra o da beni.


Sevdiğiniz insanların sevgisini hissetmek, hayatımızı besleyen güneş gibidir. 


Hayat yaşandığı kadardır. Ötesi ya hatıralarda bir iz ya da hayallerde bir umuttur.


Gözyaşım kadar değerlisin; ama nasıl gözyaşlarım gözümden düştüyse şimdi sende öylesin.


Fakat acı çektim mi? Acı çekmedim. Sadece halkımın acı çekmesinden ötürü acı çekiyorum.


Ne yaşarsanız yaşayın, birine en son davranış şekliniz, onda bıraktığınız tek fotoğraftır.


Bir kadın, söyleyecek çok şeyi olduğu halde susuyorsa, erkek artık tüm şansını kaybetmiştir.


Şiirlerin en hüzünlüsünü yazabilirim bu gece. Ben onu sevmiştim, ve bazen o da beni sevmişti.


Ağır ağır ölürler; okumayanlar, müzik dinlemeyenler, vicdanlarında hoşgörüyü barındırmayanlar.


Yavaş yavaş ölürler. Okumayanlar, müzik dinlemeyenler, Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.


Her neydiyseniz atıldınız öteye: alışkanlıklar, aşınmış heceler, gözkamaştırıcı ışıktan maskeler.


Onca gün, ah, onca gün görürüm seni. Nasıl öderim, neyle öderim onca somut ve onca yakın oluşunu?


Birilerini hep boş zamanlarda özlediğini anlar insan. Çünkü boş insanlar, boş zamanlarda hatırlanır.


Aldırmadan gidemiyorsa, aldırmadan kalmayı bilmeli insan. Çünkü henüz icat edilmedi; anlamayana anlamayı öğretecek bir lisan.


Yalnızlığa yenilmemek için, sık sık hayaller kurulur; ama aslında neyin hayalini kurarsan kur, yalnızlık her hayalin sonudur.


Ağaçların dallarında niçin kalır güz yapraklar düşene dek? … Ne zaman emredilir toprağın altında gülün önceden belirlenmişliği.


Aynı uçurumdan ölüler, tek bir koyaktan gölgeler, ta en dipten geldi böylece büyüklüğünün kucağına gerçek, her şeyi yok eden ölüm.