Çok sevmenin sevgisizliğine uğradım ben.


Bazı umutlar başka zamanlarındır…


Ardından mırıldandığım şiir. Şimdi başkalarının dudaklarında göçebe…


Aptallığımız; birbirimizde sahip olmadığımız özellikleri aramamızdı.


Bilincin laneti, insanoğlunun uğradığı lanetler içinde en korkuncudur.


Aramaktan vazgeç demiyorum, bulmaktan vazgeç.


Her suskunluk, bir iç kanamasıdır ilişkilerde…


Dört tane gerçek dost edin, tabutunu taşısın yeter…


Sürekli geçmişe dönüp bakarsan boynun tutulur.


Hayatım, içimden geçen cümleler içinde geçti.


Yalnızsanız, zamanın ve ölümün fazlasıyla farkındasınız.


İnsanların acıları onlar çok konuştukları için uzun sürüyor.


İnsanların acıları onlar çok konuştukları için uzun sürüyor.


Alçalan insanların yükselen değerlerinden uzak duruyorum.


İnsan masumiyetini bazen bir başkasının günahıyla öder.


Yalnız biri olsun isterken, ‘yalnız biri’ oldum istemeden.


Kimse çıktığı yolda kendisi kalmaz. Yol insanı başkalaştırır.


Kırık bir kalbi alçıya alırsanız, herkes gelir imzasını atar.


Sen bildiğim gibi kalmadın ama ben unuttuğun gibiyim hala.


Ne zaman içime biraz fazla baksam yükseklik korkum depreşir.


Bazı gecelerin sabahı yoktur yalnızca karanlık olarak kalırlar.


Seninle aramızda bir şey varsa şayet, o da mesafelerdir artık.


Kimsenin kimsesi yok ki herkesin elmasında kendi diş izleri.


Gökte ararken yerde bulduğum olmadı hiç. Ama yerde bulup da göklere çıkarmışlığım çoktur.


Birbirimizden kaçırdığımız gözlerimiz; şimdi birbirimizden kaçırdığımız gerçeklerle göz göze…


Hepimiz sevilmek, beğenilmek, alkışlanmak istiyoruz. Önemli olan eleştiriden yararlanmaktır.


Gümüş sahibi olmayanlar, gümüşün karardığını bilmezler. Onlar gümüşü hep ay kadar parlak sanırlar.


Çok gevezelik eden bir toplumduk belki, ama aslında hiç konuşmuyorduk. Sahiden konuşmuyorduk.


Kurşun sesi kadar hızlı geçer yaşamak: öyle zordur ki, kurşunu havada, sevgiyi de yürekte tutmak.


Aşklarım, arkadaşlarım, dostlarım dağılıp gitti herkes… İçimi sızlatacak kimse kalmadı içimde.


Birini adam gibi sevmek; aldanmayı, ağlamayı hatta yalnız kalmayı göze almak demektir.


Erkekler yalnızca beraber olduklarında değil, ayrıldıklarında da eksiltiyorlardı kadınları.


Bir otobüs aşkıydı belki bizimkisi, benim yolum son durak seninkisi ‘müsait bir yer’di…


Beden dediğin aşka vesile, insan ruhlara aşık olur, sevdikçe başkasını kendinde bulur.


Takvim düzeni herkes için aynı olsa da, zaman herkesin içinde başka türlü ilerler.


Kanayan yaralarına, kan dursun diye başka bedenler basarsan, mikrop kaparsın.


Unutma bir büyük yazarın dediği gibi, en iyi intikam şekli, kayıtsızlıktır.


Kendim için büyük bir tehlikeyim artık, ilerliyorum içimdeki yer çatlağı boyunca.


Aşk kapıyı çaldığında hemen açma… Bazıları, çocuklar gibi zile basıp kaçıyor.


Bu da ötekiler gibi kendisini ölesiye sevdiğimi bilmeden yaşayıp gidecek.


Yağan bir kar tanesi gibi; camdan bakınca çok masumsun, yaklaşınca soğuksun, dokunursam; erirsin…


Gelirsen yolum genişler, gelmezsen hayalini severim. Yanmaktan korkmam ben bu aşka, sağ çıktığım yerlerden geldim.


Bazı hayaller, boşa çıksalar bile, gücünü yaşanmışlıktan alan hatıralar kadar canlı ve şiddetli hatırlanabilirler.


Ve işte o zaman kırdığın bu kalp, şimdi kırıyor başka kalpleri! Aşkta kazanmak dedikleri kaybetmektir birçok şeyi…


Ne yazık ki, kadınlar arasında kurulan ittifakların çoğu, ancak başka kadınlar söz konusu olduğunda mümkündür.


Her çocuk sahibi kadın, buna karşılık hayatının en az yarısını öder. Geri kalan yarısındansa artık ne çıkarsa!


Hatırlamak için bir hafızamız varken, unutmak için elimizde hiçbir şeyin olmaması; hayatın bize attığı en büyük kazıktır.


Güçlü olmaya benden daha çok ihtiyacın var çünkü haksız olduğunu kalbinin bir yerinde biliyorsun.


Şimdi her çeşit kötülüğün, zekâ oyunu; her çeşit aşağılamanın ince alaycılık sanıldığı bir çağa geldik.


Değişen durumlara göre bazen çok iyi, bazen çok kötü bulduğum bir medeni halim var; bekârım.


Aşkın bir yolu vardır, her yaşta başka türlü geçilen. Aşkın bir yolu vardır, her yaşta biraz geçikilen.


Sana söz hayat! Bundan sonra kimseyi göz çukur


Kimdi giden kimdi kalan aslında giden değil kalandır terk eden giden de bu yüzden gitmiştir zaten.


Her zaman olduğu ve hepimizin bildiği gibi, bütün gürültülerden sonra geriye yalnızlık kalır.


Bir gün gelir, dünyanın bir yerinde yıllarca senin haberin olmadan yaşamış birine bütün hayatını anlatmak istersin.


Kimse benim kadar sevmedi diye bağırıyordu adam. Gözlerin geldi aklıma. Gülümsedim, geçtim.


Kırılmış bir bardaktan etrafa saçılmış cam parçasıysam, üstüme basmaya çalışanların ayaklarını kanatmak zorundayım.


Bilmem ki; karşılaşsak bile hatırlayabilir miyiz birbirimizi yeniden. İkimizde artık bir başkasıyken…


Bütün bir geceyi uykusuz geçirmene sebep olan şeyleri bir nefeste anlatamazsın. Önce içine atarsın, sonra da susarsın.


Can kırıkları, cam kırıkları gibi değildir. Öyle süpürünce gitmez; içinde kalır, aklına geldikçe de batar…


Sen beni sevmedin ya… Ben de gidip herkesi sevdim ve herkese böldüm kendimi… Herkese az az düştüm… Ve kimseye yetmedim.


Sevdiklerimizin hayatına ya erken girer, ya geç kalırız. Bütün aşk dramları da bundan doğar zaten.


Bir erkeğin bir kadına söyleyebileceği en güzel söz bir daha ki seveceğim kız, “bizim kızımız olacak” demesidir.


Hayat bazılarına mutsuz olmakla, duygusuz olmak arasında bir tercih hakkı tanır, daha fazlasını değil.


Anlatabilsem sende neler gördüğümü kimse inanmaz hayal derdi. Bilselerdi sende neler gördüğümü yıllarca hayal görmek isterlerdi.


Unutarak ve vedalaşarak geçilen durakların birinde inmemiz gerekir bindiğimiz düşlerden hayat belki başka biri yapar bizi.


Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu olur; çünkü ummak ve beklemek kadınlığa verilmiş iki cezadır!


Dilini çözemediğim ihanet. Gel bir daha bende dene kendini. Ne sen öldürebiliyorsun beni bu cenkte. Ne ben yenebiliyorum seni…


Her yazı öncelikle bir dil bulmaktır. Dilini bulmuş olmak, bir yazının yarısı eder yalpa için ilginç bir dil bulduğumu düşünüyorum.


Kadın dediğin, başına gelenlerin üzüntüsüyle yetinmez, gelebilecek olan bela çeşitlerini de hayal ederek, derdini çoğaltır.


Bir tek gece vardır insanın hayatında. Ömür boyu sürer nöbeti. Bu da öyleydi. İyi ol, sağ ol, uzak ol. Ama bir daha görme beni!


Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.


Varlığın bana yetmiyorken, yokluğunla avunmak zorundayım! Ya al götür kalanımı. Ya da gel, tamamla eksik kalan yanımı.


Hepimiz varoluşumuza bir anlam ararız. Kundak ile kefen arasındaki şeyin adı ömürdür, hayat değil. Hayatı biraz da kendimiz yaparız.


Yokluğunda her sabah bozuk bir günaydın atıyorum çocukluğumdan kalma eski kumbarama. Geldiğinde sana güzel bir hoşgeldin almayı planlıyorum.


Gece söndürür hayalet olmaya yetmeyenlerin ışığını güçlü olmaya benden daha çok ihtiyacın var çünkü haksız olduğunu kalbinin bir yerinde biliyorsun.


Her insan kendi olması karşılığında topluma bir bedel öder. Az ya da çok ama mutlaka bir bedel… Kimse bedelsiz kendi olamaz. Bu bedel çoğu kez yalnızlıktır.


Uğruna neler kaybettiğinin hesabını yaparak hiçbir zaferin tadını çıkaramazsın. Bu yüzden nelerden vazgeçmiş olduğumu düşünmem bile! Kazandıklarıma bakarım.


Herkes anlamlı anlamlı başını sallıyor. Duygulanmış gibiler, etkilenmiş gibiler, hüzünlenmiş gibiler. Hep gibiler. Hiç kendileri olamıyorlar. Olurlarsa kendilerinden korkuyorlar…


Bazı sözler karanlıkta söylenir, diyorum uykularımın birinde. Bazı sözler hiçbir zaman, diyorum kendi sesime uyanırken. Bazı sözler karanlıkta söylenir bazı sözler hiçbir zaman…


Zamanı yıllarla tartanlar yanılırlar hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle hatta çoğu zaman kendiyle bile yaşanır, içini tohuma bırakır… Geçer gider geçmez sandıkların bile…


Toplumsal hafıza, yalnızca başarmışların kaydını tutar. Kaybedenlerin hikâyesi hiç saklanmaz. Oysa dünya tarihinin çok önemli bir bölümü kaybedenlerin hikâyelerinde saklıdır.


Biliyorum bütün sözler yavan, bütün sözcüklerin içi boşaltılmış, bütün anlamlar kullanılmış, bütün anlar uçucu; kelimeye dökülen her duygu, kendiliğinden soğuk bir klişe oluveriyor; hiç bir sözcük duygularıma da yüreğime de yetmiyor.


Huzurluyum. Mutluluk benim için hiçbir zaman önemli olmadı. Daha çok rastlantı gibi yaşadım mutluluğu. Kısa anların hediyesi gibi. Yaşamın karşıma çıkardığı bazı anlar benim için mutluluk demekti, o kadar…


Kadınlar esir alındıkları yeri, korundukları yer sanırlar. Kadınlar için hem siper hem sığınaktır mutfak ve her zaman sıcak aile yuvasının içimizi ısıtan sembolü anlamına da gelmez; yaşayan ölüler haline gelmiş kimi kadınların morgudur aynı zamanda. Toprağa verilene kadar bekledikleri yerdir.


Mutlaka her durumda vermem gereken bir karşılık bulunması zorunluluğunu hangi yaşlarda, nasıl edindim bilmiyorum. Hiçbir şeyi kesin sessizliklere, belirsizliklere, suskunluk anlarına, boşluğa emanet edememek, gerçek bir iç yükü oysa dünyanın açıklamalarla kolaylaştığını kim söylemiş!


Bazen sarhoşken, karanlığın içinde yüksek sesle söylüyorum adını. Ya da birinin kollarındayken, bazen pencereyi açıp, sokaktan geçiyormuşsun gibi ardından sesleniyorum. Hep başkaları bakıyor yukarıya. Ben gülümseyerek “gitti” diyorum, yakalayamadım gitti.


Lanetlenmeyi göze alamayan bir insan hiçbir şey yapamaz.


Her zaman saf bir yanım oldu. Ben, kelimelere çok inandığım için; Başkalarının yalan söyleyebileceğine de bir türlü inanamayanlardanım. Benim sorunumdur bu. Bu yüzden hayatım boyunca yalanı tanımakta zorlandım.


Ne kadar varsam o kadar kimseyim kendime.